saadet altan
Saadet İ. Altan
30 Ağustos 2016
madam anahit
Düşsel Bir Röportaj – Akordeoncu Madam Anahit
30 Ocak 2017

Kadın ve Kadın

kadın ve kadın

kadın ve kadın

Kadının kadına aralanan kapısı…

Bir yerde okumuştum “Her ağacın kurdu kendinden, her insanın yarası bedeninden olur” diyordu.

Çokta güzel ödüllü bir karikatür de var bununla ilgili kendi kendini törpüleyerek tüketen insan konulu.

İnsanın zararı sadece kendine de değil üstelik.

Doğaya, hayvana kısacası yeryüzünde var olan her şeye olumsuz bir şekilde eli değmiştir…

Ama beni düşündüren kötülüklerin anası.

Neden anası!

Çünkü her canlının bir ana kucağında geçen eğitilme, eğilip-bükülme, düşünce ve duygularına yön verme değil, verilme süreci vardır.

İnsanın en büyük düşmanı insandır ya!

Ben biliyorum ki kadının en büyük düşmanı da kadındır.

Günümüz atmosferinde kadın eşit birey olmak için verdiği mücadelede maalesef ki yanlış kılıç kuşanabiliyor.

Toplumda yer bulmak için girdiği bu savaşta kişiliğinden, duygularından, amacından ödün veriyor.

Ahlakından, vicdanından yoksun kendince yol ve yön çizebiliyor.
Mesela hiçbir kadın iş yerindeki erkek mesai arkadaşı için süslenerek işe gitmiyor. Çünkü biliyor ki onlar beğenilerini dile getiriyor ama beğenmediğini eleştirmiyor.

Kadınlarsa “o eteği ne diye giymiş çarpık bacaklarını görmüyor mu?, boya küpüne düşmüş kendini bir şey sanıyor, yüzüğünü gördün mü eşek kadar taşı var?” gibi uzayıp gidecek hatta kitap basılabilecek kadar çok cümle ile hemcinsini eleştiriyor, yargılıyor hatta asabiliyor.

Oyuncu anne Şermin Çarkacı kızına bir mektup yazmış;

Der ki mektupta kısaca “kendi kendine birçok işi yapmayı, çamaşır katlamayı öğrenmişsin, ben sana katlanmamayı öğreteceğim. Katlanmak zorunda olmamayı ama bunları öğrenirken güçlü bir kadın olmak derdiyle de büyüme. Çünkü güç merhameti, acımayı, sevgiyi alır götürür senden.”

Merhamet, acıma ve sevgi…

Yani insanı insan yapan,

İnsan olmakla insan olarak doğmayı keskin bir çizgiyle ayıran…

İnsana ama ille de kadına çok yakışan duygular kümesi…

O zaman yüz yıllardır toplumda yer bulmaya çalışan kadınların öncelikle kız çocuklarını eğitirken, hemcinslerini yermek yerine destek, çıkarları doğrultusunda satmak yerine korumak-kollamak gerekliliğinin de altını çizmek lazım.

Hırslarından arınarak güçlü, başarılı kadın olmanın…

Erdemli-ahlaklı birey olarak toplumda yer almanın iç rahatlığını öğretmek lazım.

Ayrışıp, kopmak yerine bütünün parçası olmak gerektiğini…

İş ahlakı kadar iç ahlak ve vicdan rahatlığının mutlaklığını…

Kendine sahip çıkmak için hemcinsine sahip çıkmanın olmazsa olmazlığını…
İşte kadının kapıyı önce buradan aralıyor olması demek;

Başarı demek…

Eşit hak demek…

Eşit iş demek…

Hepsinden önemlisi;

Eşit birey demek…

Biliyorum işimiz çok çok zor ama imkânsız değil…

Ne dersiniz kızlarımızın geleceğine dokunarak işe başlayalım mı?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir